Home / Haberler / Röportajlar / Şairler Erken Ölür

Şairler Erken Ölür

Mesela ırgatlar çalışır biz terlemeye

Kadınlar doğurur biz acıya

Asiklar bakışır biz dokunmaya gidelim

İlhan Sami Çomak
İlhan Sami Çomak

Ben çok öldüm’ diyor Şair İlhan Sami Çomak. Hangimiz çok ölmedik ki. Ölümsüzlük denizine savrulan yıldızlarımızla birlikte her gün bizler de ölmedik mi? Hele serde şairlik varsa bir başka ölürsün, bilirim. Bir halkın tüm erken ölümlerini kalbine gömersin. ‘ O ölü şairleri gördük mü? Evet.’ O halk bir de Kürt halkıysa. Aydınlarından tutalım beşikteki çocuğuna kadar düşman görülüyorsa ve sen de o halkın bağrından çıkmış bir şairsen. Öyle bir halk düşünün ki yad ellerde ülkesini bir kezcik bile göremeden ölsünler. Bir çok ülkenin mezarlıklarında, biçareliklerinin bir göstergesi olarak, sadece Kürt olarak bilinsinler. Onlar ki uğrumuza cefalar çekmiş, yüz akımız olan aydınlarımız. Onlar ki dağ başlarında elde silah bizim için canlarını veren binlerce mezarsız kahraman. Gidip mezarlarına bile yüz süremiyoruz. Öyle bir halk düşünün ki sırf kökenlerinden dolayı vurulsunlar ve iskencehanelerden geçsinler. Hor görülüp aşağılansınlar. Yapılan tüm bu haksızlıklara karşı yüreği en temiz olanlarımız elden silah dağ dağ dolaşsınlar. Ya da hayatlarının baharında zindanlara atılsınlar. En son, on birler ve ondan sonra sekiz kişinin şahadeti ve Şair İlhan Sami Çomak’ın dizesi, ’ Ben çok öldüm.’

Ölüm gidilen bir yermiş/ Güneş doğunca, seni seviyorumun peygamberi… Hele öyle bir yıldız kaydıki, yüreklerimizi de kendisiyle birlikte söküp götürdü. Siverekli olduğunu öğrendiğim Delila toprağına ve özgürlüğüne ölümüne sevdalı, en parlak yıldızlarımızdandı. Bebek gibidir doğulan yer. Üstünde doğan kişiyle birlikte olgunlaşır. Sonra da ihtiyarlar, ama asla toprak ya da doğulan yer ölmez. İnsan ölür toprağa karışır. Yani insan zamanı gelir toprak olur. Şair İlhan Sami Çomak’ın Aram Yayınları’nda çıkan, ‘Açık Deniz’ adlı şiir kitabı sade bir dille derinliği olan şiirler sunuyor bize. Toprağa olan özlemini aksetmiş dizelerine. Hapistir ve yüreğinde sevdası vardır. Aşka da dizeler döktürmüş. Aşk bilmekse, onlardan daha iyi kim aşkı bilebilirdi ki.

Yavrularını kaybetmiş analar ve şairler erken ölür. Dünya ve ülkemiz böylesine kapkara iken hatta her gün koparılıp götürülürken çiçeklerimiz, şairlerin yaşadığını varsaymak mümkün müdür? Unutmayalım ki hayatta en tehlikeli olanlar, yaşarken ölmüş olanlardır. Kürt halkı ise hakaretler ve iskenceler görerek, onurları ayaklar altına alınarak her gün ölmekte. ‘ Uzak bir kervanı soymaya benziyorsam/ Sanmayın korkunun gözüyle bakılacaktır.’

Olsa olsa Ankara’da doğmuştur ölüm/ Bunun altına siyah yazmalı. İşaret edilen bir yere/ bakar gibi cezayir menekşelerini sulamalı… Ölüm Cumhuriyetin kurulmasıyla doğum yerini Ankara’ya taşımıştır. Bu yakıcı gerçekliğin altı çizilmelidir, diye hatırlatmadan bulunuyor. ‘Arz’a eğildim. Sular zehir ben bıçak yarasıyım…’ Bin yılda geçse bu bıçak yarası sağalmayacak gibi. Yıllardır arz edilen hayalimize eğilmiştir şair. Ve ondandır ki Şair İlhan Sami Çomak F tipi cezaevinde yatmaktadır. Halkının bağrına saplanan bıçağın acısına dayanamamıştır ve karşı çıkmıştır ’ Ölüm Cumhuriyetin’ e. Ölüm de olsa, zindanda da olsa insanın yüreğideki Ütopya sökülüp atılamıyor. Thomas Moore krallık sisteminin altındaki esaretin verdiği esinle Utopya adlı eserini kaleme almıştır. Adelet ve özgürlüğün hakim olduğu bir ada yaratır. İsmini de Utopia kor. Ütopia’nın anlamı ise, olmayan yerdir. Baskının ve zorbalığın olduğu yerlerde her zaman büyük eserlerin yaratım merkezleri olmuştur. Zindanlarda ise birçok şair çıkmıştır: Mehmet Çetin, Fadıl Öztürk, Nevzat Çelik, Can Baba… Yine kitapları henüz çıkmamış şairler de var: Yaşar Aslan, Sülayman Yıldırım ve yeni kitabı çıkan İlhan Sami Çomak. İlhan Sami Çomak şüphesiz Thomas Moore gibi evrensel değeri olan bir eser yaratmamıştır. Ya da eserin dayanıklılığını süreç gösterecektir. Ama şiirindeki sözcük ekonomisi yani dizelerindeki sözcükleri süzerek dizelerini oluşturması ve yakaladığı imgelerle güçlü bir eser yaratmayı da başarmıştır. Kitap ilk şiiriyle insanı yakalıyor. ‘Çok Öldüm’

Uçuyor kuşlar sesine bütün kentler yalnız/ Ayten, diyorum, Ayten kalbimi çiz…’ Memleketi olan Bingöl’ü de unutmaz. Minnet borcu vardır toprağına ve kardeşi Sami’ye. ‘ Bingöl Dağları’ adındaki şiirinde: ‘ Oy ağzında gülen bir bebe saydım seni…’’ der. Dağlarını özlemiştir memleketinin ve bir bütünen ülkesinin; ‘Elimizde kitap belki dağlara gidelim.’ Dağa gidilen yol kitaplardan geçer. Kitaplarla öğrenirsin çelişkileri ve direnme azmini. Bilmek çok yanmaktır aynı zamanda. Şair İlhan Sami Çomak’ da çok bilenlerden. Bu sistemde çok bilmenin cezası vardır. Ve Şairimiz şu an bunun cezasını Bolu F Tipi Cezaevi’nde çekmekte. Yani dört duvar arasındadır. Güzelim şiirleri ise dışarıda ve bu şiirler binlerce kişi tarafında okunarak çoğalacaktır.

Mehmet Söğüt

http://www.sosyalistforum.net/24058-post5.html