Zirbira

20 senedir içerideyim ve bilenlere soruyorum: Benim yargılanmam niye tutuksuz olacak şekilde yapılmıyor? Ben tutuklu muyum yoksa hükümlü mü?

İLHAN ÇOMAK
İLHAN ÇOMAK

Hali pür melâl ülkemiz yargısının durumu, son dönem, tartışmalarıyla iyiye mi gidiyor kötüye mi, bilmiyorum. Daha doğrusu benim cezaevinde bulunma halim değişmediği için, diğer bir demeyle serbest bırakılmadığım için kötüye gittiğine dair kanım ağır bassa da, özgürlükten edilmemin karamsar değerlendirmelere götürebileceğini düşünerek kesin bir yargı belirtmemek gerektiğine inanıyorum. Ama melâli yaşayan benim, özgürlükten edilen ben. Melâle rağmen cehtetmek gerekiyor ülkemizde. Sesini duyurmanın yolu bu. Ne kadar haksızlığa, gadre uğramış olursan ol, çaba sahibi olmazsan el uzatanın olmuyor. Söz konusu yargı, onun feci kararları olunca bu iki kez kanıtlanmış bir doğru. Geç oldu ama öğrenmiş bulundum.

20 yıllık suskunluğum

Konunun özüne geçmeden evvel bir itiraf: Yargıdaki feci haller, akıl almaz karar ve tutarsız uygulamalar konusunda ses etmek, çığlık atmak gerektiğini çok uzak ve farklı bir mahfilden, Balyoz ve Ergenekon davalarındaki sanıklar ve ailelerinden öğrendim. Büyük küçük ayrımı yapmadan her türlü haksızlığı dillendirmeleriyle, yargıdaki tıkanma ve zihniyet kalıplarının hukuku çiğneyen bir yapıda olduğunu daha bir görünür kıldılar. İyi yaptılar. Kişisel olarak uğradığım büyük haksızlıklara karşı hep sustum. Bu suskunluk devlete inanmamaktan, güvenmemekten gelen bir suskunluktu aslında. Çok ironik olarak suskunluğuma bir son vermem gerektiği konusunda hiç de düşünmediğim bir yerden işaret fişeği atıldı. Onu gördüm. İşte yazıyorum.
20 yıldır cezaevindeyim. 20 yılcık mı demeli yoksa? 20 yıldır cezaevinde olmayı siz dışardakiler için daha bir somut kılmak açısından şöyle söyleyeyim en iyisi. Ben hiç cep telefonu kullanmadım mesela. Hiç dokunmuşluğum, elime almışlığım yok. Tutuklandığım zamanlarda yoktu cep telefonu. Hastaneye, mahkemeye gidip gelirken bizi götüren komutanların ellerinde şöyle bir görmüşlüğüm var, o kadar. İnternetten söz etmemin hiç anlamı yok zaten. Cep telefonu ve internet cahili olduğum sabittir!

Başıma neler geldi?

Gelelim bu cehaletime sebep konuya… Yargılanma mı demeli yargılanmama mı, bilemiyorum ama, benim bir sorunum var! Ciddi, ta ki yaşamımın odağı olacak denli büyük. Yıllardır yargılanmak gibi büyük bir sorunla karşı karşıyayım. Sorunum kendisi yargılanmaktan ziyade bunun hep tutuklu olacak şekilde yürütülüyor olması… Kısaca özetlemek şart: 1994 yılında henüz İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken 16 günlük işkenceli bir gözaltı süresinden sonra tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldum. Yargılanmam Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde oldu. Mahkeme, işkenceli sorgulara göre düzenlenmiş gözaltı tutanaklarını esas alarak, 2000’in Ekim ayında müebbet hapis cezası verdi bana. 2001’de dosyam Yargıtay’da onaylandı. Aynı yılın sonunda AİHM’e başvuruda bulundum. AİHM, 2007’de adil yargılanmadığımdan hareketle yargılanmamın yenilenmesine hükmetti. Bu arada 2005 Haziranı’nda yürürlüğe giren yeni TCK’nın lehime olacak şekilde yorumlanması gereken maddelerinden hareketle avukatımın başvurusu oldu. Yerel mahkeme başvuruyu reddetse de Yargıtay dosyamı usulden bozdu, 2007 yılında. AİHM’in adil yargılanmadığımdan verdiği yargılanmanın yenilenmesi kararı ile Yargıtay’ın yeni TCK’dan hareketle dosyamı usulden bozma kararları çakışmış oldu. Dosyam Yargıtay’dan döndüğü için duruşmalara gidip gelmeye başladım. Ben ve avukatımın AİHM’in aldığı karar gereği yargılanmamın yenilenmesi ve tahliye olmama dönük dile getirdiğimiz talepler, her seferinde mevzuatta yeri olmadığı belirtilerek reddedildi. Nihayetinde İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararından sonra eski cezaya hükmederek dosyayı Yargıtay’a gönderdi, 2013’ün Ocak ayında.

Bilenler söylesin

2013’ün Nisan ayında çıkan 4. Yargı Paketiyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin önünde bulunan 220 dosya için yargılanmanın yenilenmesinin önü açıldı. Avukatımın ilk başvurusu, yasaya rağmen reddedilse de, bir üst mahkeme başvuruyu kabul etti. 19 Aralık günü ilk duruşmaya çıktım. Tahliye edilmedim. Duruşma 11 Mart tarihine ertelendi. Avukatım tutuksuz yargılanmam amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’ne dair umutlu olayım mı olmayayım mı bilemiyorum. Umutlanmamak daha dingin bir ruh veriyor, tecrübeyle umutlanmamayı seçiyorum. Aklım böyle yönlendiriyor beni. Hislerimi hiç sormayın…
Bir bilene, bilenlere soruyorum: Benim yargılanmam niye tutuksuz olacak şekilde yapılmıyor? Bunun önünde yasal herhangi bir engel var mı? Ben tutuklu muyum, yoksa hükümlü mü? Ülke olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bağlayıcılığı ve AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğümüz var. O halde AİHM’in dile getirdiği ve kısa süre sonra “Demokratikleşme Paketiyle” yasalaşacak makul tutukluluk süresi benim için niye geçerli olmuyor? Hükümlü olarak değerlendirildiğimden mi yargılanmam tutuksuz olacak şekilde yapılmıyor? Şayet hükümlüysem bu nasıl yeniden yargılanma oluyor? Doğrusu bu soruları çoğaltmak mümkün. Ne ki, sordukça kafam karışıyor. Kötü yargı kafa karıştırırmış! İşler karıştıkça basit olana sığınmak en doğru yoldur: Allah aşkına ben niye içeride tutuluyorum? Bilenler söylesin bana…

Üvey kardeşlik

Aslında bir cevabım var benim. Kürtçe’de “zir” kelimesi var, zır diye okunur. Bu kelime, yalan-yalancı anlamındadır. Günümüzde yerini başka kelimelere bırakmış durumda ama bilinen bir kelimedir. Hatta Zazaca-Dimilkî lehçesinde “zûr” olarak hâlâ aynı anlamda kullanılır. Kurmancî’de “zirbav” denir mesela, üvey babaya yalancı baba yani… İşte benim cevabım bu: Zirbira… Yani üvey kardeş. Bu yapılanlar bu zulüm ancak bundan olabilir. Üveylik bir hiyerarşiyi içerir. Hem etnik hem de sınıfsal hiyerarşi. Kürt üveydir, mazlum ve emekçi Türk de öyle. Aleviler ve mütedeyyinler hep “zirbira” olmuşlardır zaten. Bakmayın kardeş olduğumuz söylemine. Hele ki söz konusu yargı olunca bu kanımı güçlendirecek o kadar çok şey tecrübe etmiş durumdayım ki, anlatsam günler sürer.
1991’den bu yana aralıksız 23 yıldır cezaevinde olan pek çok arkadaşım var. Hepsi de işkenceli sorgulardan sonra DGM’lerde yargılandılar. İşkence devlet politikasıydı o zamanlar, eh DGM’ler de öyle. DGM’ler kalktı. Peki ya o haksız, adil olmayan yargılamalarının sonuçları? Olduğu gibi duruyor. ‘90’lı yıllarda faili meçhullerle katledilip toprağa gömülen veya kuyulara atılan insanlarımızın, akraba, eş-dostumuzun kemiklerini bize geri veriyor doğa artık. Ama hukuk ilkeleri çiğnenerek yargılanan bizler hâlâ buradayız. Kimimiz öldü, kimimiz hep dile getirilen “hasta tutsak”lar kategorisine girdi. Yaşlandık. Dünya değişti, değişiyor. Gelgör ki, yargı yine o eski yargı… Uygulamalarıyla, hukuku çiğnemedeki cesaretiyle hiç değişmiyor. Hele ki, söz konusu Kürtler olunca. Niye mi? Dönüp dönüp aynı cevaba geliyorum: Zirbira.
Ben yine de umutlu olmak istiyorum. Unutmadım, sorumu tekrarlıyorum, bir bilen cevaplasın lütfen: Allah aşkına ben niye bırakılmıyorum?
İLHAN ÇOMAK
Zirbira: Üvey kardeş
*1 Nolu Kırıklar F Tipi Cezaevi, A-24 Buca